Hakan Akın ile Dış Ticaret Üzerine

Hakan Akın ile Dış Ticaret Üzerine

Hakan Akın kitapları, eğitimleri ve dış ticaret alanında sunduğu hizmetlerle birçok kişi ve kurumun yakından tanıdığı bir isim. Yıllar önce onun (o zamanki ismiyle) "Yeni İşim Dış Ticaret" kitabını alıp okumuştum. Kendisiyle hem tanışmak hem de bir röportaj yapmayı istiyordum ne zamandır. Dış Ticaret Net Blog'da onun fikirlerine yer vermemek olmazdı. İstanbul'daki hapishanemden çıkmam mümkün olmayınca bu güzel görevi Ankara'daki bir gönüllüye vermek düştü. Çağlar Alkan soruları hazırladı ve Dış Ticaret Net adına bu röportajı gerçekleştirdi. Kendisine teşekkür ederim. Hakan Akın'a da bize cömertçe vakit ayırıp verdiği detaylı yanıtlar için ayrıca teşekkür ediyor ve sizi bu keyifli söyleşi ile baş başa bırakıyorum.

Bugün birçok dış ticaret profesyoneli sizin verdiğiniz uzmanlık eğitimlerinden ve kitaplarınızdan yararlanarak sektöre giriş yapmıştır. Dış ticaret alanında çalışan hemen hemen herkesin bildiği bir isimsiniz. Yine de, sizi bir de sizden dinlemek isteriz. Bize biraz hikayenizden ve neler yaptığınızdan bahseder misiniz? 

Ben dış ticarete üniversite 3. sınıftayken başladım; bir dış ticaret şirketinde yarı zamanlı çalışarak. Üniversitede İngilizce okudum. Okul bitince askerlik ve sonra yine aynı şirkette bir süre daha çalıştım. 1996 yılında kendi eğitim ve danışmanlık şirketimi kurdum. 2007 yılında Danışmanlık yaptığım bir firma ihracatını en fazla arttıran KOBİ'lere verilen "HIZLI BALIK" ödülünü aldı. Basımları hala yapılan 6 kitabım var. En önemlisi "Yeni İşimiz Dış Ticaret"; bu sene 11. baskısını yapıyor. Yurtiçinde 58 ilde ve yurtdışında 12 ülkede faaliyetlerim oldu. Bu arada kendi dış ticaret şirketim var. Ağırlıklı olarak yabancı şirketlerin temsilciliği üzerinde çalışıyorum. 

Dış ticarete başlamak isteyen kişi ve kuruluşlara tavsiyeleriniz nelerdir? 

Dış ticaret dünyada en fazla iş imkanı sunan, girişimcilik konusunda neredeyse sınırsız alanlar yaratan bir sektör. Bu nedenle her dönemde ilgi çekti ve çekecek. Diğer yandan sürekli gelişim içinde. Benim dış ticarete başladığım 1987'de Türkiye'nin dış ticaret rakamı 10 milyar ABD doları seviyesinde iken bugün 400 milyar ABD doları. 

Dış ticarete yeni başlayacak kişi ve kuruluşlara öncelikli tavsiyem bir dizi ayırımı iyi yapmaları. Başarıları bu ayırımı doğru yapıp yapamadıkları ile doğru orantılı. 

İlk ayırım iş kolu ile alakalı; 12 farklı iş kolu var dış ticarette. Genelde sadece ihracatçı ve ithalatçı ile sınırlı kalan bu dış ticaretçi algısı bugünün modern ya da çağdaş dış ticaret mantığında yetersiz ve dar kalıyor. Ayırım şöyle yapılmalı: Dış ticaret yapanlar ve dış ticaret yapanlara aracılık yapanlar. Yani başlayacak olanlar öncelikle iş modeline karar vermeliler. Dış ticaret yapanlar: Üretici ihracatçı, ihracatçı, transit tacir, bayi, ithalatçı ve ithalatçı üretici firmalardır. Dış ticaret yapanlara aracılık yapanlar: İhracat komisyoncusu, ihracatta satın alma acentesi, transit komisyoncu, temsilci, ithalat komisyoncusu ve ithalatta satın alma komisyoncusudur. Elbette bu iş modellerinin birkaçı beraber de takip edilebilir. Yurtdışı görüşmelerde "biz dış ticaret firmasıyız" söyleminden ziyade "biz temsilcilik yapan bir firmayız" söylemi hem daha doğru (yapılan işi ifade etmesi bakımından) hem daha profesyonel olacaktır. 

İkinci ayırım hedef bölge ile alakalı; ürünleri yurtdışına göndermek ile mi ilgili yoksa yurda getirmek ile mi ilgili bir iş modeli çalışılacak? Örneğin, ihracat komisyonculuğu mu yoksa temsilcilik mi? İhracatta satın alma komisyonculuğu mu yoksa ithalatta satın alma komisyonculuğu mu? Ben yeni başlayacak arkadaşlara pazar bilgisine daha kolay ulaşılabildiği için yurda mal getirmek ile ilgili bir iş yapın derim. 

Ücüncü ayırım ürün odaklı mı yoksa müşteri odaklı mı ayırımı; elimizde bir ürün var, bunu mu satmaya çalışalım yoksa pazarı detaylı inceleyip pazarın ihtiyaç duyduğu ürünleri araştırıp bunları mı satmaya çalışalım? Elbette pazarın ihtiyaçları öncelikli olacak. Keşke üretim kararları alınırken de bu noktaya dikkat edilse. Ne yazık ki üretici ihracatçıların bu noktada pek alternatifleri yok ya da sınırlı. Çünkü bir üretim bantları var ve bu bantı pazarın ihtiyaçlarına göre sürekli yenileme veya değiştirme imkânları yok. Bu konuda tüccar ihracatçılar biraz daha şanslı. 

Bu üç önemli ayırımı yaptıktan sonra dönemsel ancak son derece önemli ve biraz da yeni başlayacakların hevesini kırabilecek bir konuya dikkat çekmek istiyorum. O da dünya dış ticaretinin genel durumu. Dünya dış ticareti son beş yıldır artmıyor. Hatta 2015 yılında 2 trilyon ABD doları düştü. Normal seyrinde yıllık 2-3 trilyon ABD doları artan dünya ticareti son beş yıldır 18 trilyon seviyesinde idi; 2015 yılında 16 trilyon ile tamamlandı. Düşüşün devam edeceği ve toparlanmanın 2020'leri bulabileceği söyleniyor. Ticaretin değer olarak artmıyor olmasının iki sebebi vardır; ya miktar olarak ticarette bir düşüş yaşanmaktadır ya da ürün fiyatları düşmektedir. Bu dönem dünya ticaretinde bu iki faktör beraber gerçekleşiyor. Yani dünya ticareti hem miktar olarak azalıyor hem de ürün fiyatlarında durgunluk ve buna bağlı rekâbet nedeniyle bir düşüş var. Ortam 2010-2011 yılları arasında dünya ticareti 3 trilyon artarkenki kadar dış ticarete giriş için uygun değil aslında. Müşteri bulmak, pazarlama ve satış yapmak, planlanan kârları yakalamak o döneme göre daha zor. Bu nedenle, iş modelinin, hedef bölgenin, ürünün ve müşterinin seçimi çok daha önemli. 

Müşteri seçimi demişken bu konu ile alakalı olarak da bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Dört tip müşteri profili var; üretici, tüccar (bayii, ithalatçı), son kullanıcı ve kamu. Bu müşteri profilleri arasında yeni müşteri arama aşamasında en kolay ulaşılabilecek olanlar üretici profilindeki müşterilerdir. Çünkü üretici ürünlerini satmak için mutlaka tanıtım yapmak zorundadır. Bu nedenle müşteri profili üreticiler olan hammadde veya ara malı satıcılarının işi, müşterileri tüccarlar ve diğer gruplarda olanlardan çok daha kolaydır. Yeni başlayacaklar için bu konudaki tavsiyem eğer daha ürün kararı vermemiş iseler Türkiye'den yurtdışına hammadde veya ara malı satışı konusunda bir iş modeli ile çalışmaya başlamaları olacaktır. 

Dış ticarette müşterinin güvenini kazanmanın yolları nelerdir? 

Müsade ederseniz ben bu soruya tek bir yaşanmış örnek ile cevap vermek istiyorum. Okuyucularımız cevabı çok net olarak göreceklerdir. 

Ben uzun yıllar Bosna Hersek'e ihracat yaptım. Orada üç müşterim vardı farklı ürünler için. Bir müşterim ev ürünleri ve hırdavat malzemeleri alıyordu. Hemen her sene Saraybosna'da Türk İhraç Ürünleri Fuarı yapılır. Bizde üretici firmalar ile beraber oradaki bayiyi desteklemek maksadı ile bir tanesine katıldık. Bayimize satışımızı hep 3 ay vadeli akreditif ile yapıyorduk ve vadesini beklemeden Türkiye'de kırdırıyorduk. Yani akreditifi peşine çeviriyorduk. Bizim açımızdan herhangi bir sorun yoktu ancak müşterimiz akreditifi Bosna'daki bir yabancı banka üzerinden açabiliyordu ve çok ciddi komisyonlar ödüyordu. Böyle olmasına rağmen bu olumsuz durumu ilişkimize hiç yansıtmadı. Neyse fuara dönelim; ben fuarın son günü müşterimi ve tercümanlık yapan oğlunu aldım ve yemeğe çıkardım. Yemekte kendilerine akreditif ile çalışmanın onlar için nasıl masraflı olduğunu bildiğimizi söyledim ve bugüne kadar bu konuda göstermiş oldukları iyi niyete teşekkür ettim ve ekledim : "Eğer sizin için bir mahsuru yoksa biz ilk sevkiyatla beraber kabul kredili ödeme yöntemine geçmeye hazırız". Kendileri bu ödeme yöntemini bilmediklerini söylediler. Ben de restoranın peçetesine bu ödeme yönteminin akış şemasını çizdim, anlattım. Kabul kredili ödeme yöntemi senet ve bononun dış ticarette kullanımı üzerine oluşturulmuş bir vadeli ödeme yöntemi ve akreditif ile karşılaştırıldığında masrafı yok denecek kadar az. Elbette akreditife göre ihracatçı için riskli ve tehlikeli ithalatçı için son derece kolay ve çalışılabilir bir yöntem. Biz bu yöntemi önererek neredeyse sıfır olan riskimizi %50'nin üzerine çıkarmış olduk. Pek ilgilendiler gibi gelmedi bana. "Bir inceleyelim, bankamıza soralım, size dönüş yaparız" dediler. Fuar bitti, döndük... 

Onbeş gün sonra müşterimizden mesaj geldi. Şöyle diyor: "30 yıllık iş hayatımda bana bugüne kadar böyle bir teklifle gelen hiç kimse olmadı. Güveninize çok teşekkür ederim. Bizim için hiçbir mahsuru yok. Fikrinizi değiştirmediyseniz bu ödeme yöntemine geçebiliriz. Lütfen gerekli işlemleri yapın. Tekrar teşekkür ederiz". İlk sevkiyatla beraber de siparişini iki katına çıkardı! 

Bu sistemin bizim açımızdan teknik olarak hiçbir farklılığı olmadı. Bu sistemde de biz poliçeleri bankada kırdırıp paramızı peşin almaya devam ettik. 

Bir yıl böyle çalıştık. Hiç sorunsuz. Müşterimiz bir gün Türkiye'den klima ithal etmek istediğini ve araştırma yapmamızı istedi (Türkiye ile Bosna arasında serbest ticaret anlaşması olduğu için Türk malı ürünler Bosna'ya gümrük vergisi olmadan giriyor, bu nedenle Türk malı klima almak istiyor). Araştırdık, bulduk. İstanbul'da üretimi var. Ben müşterimizi ve ekibini karşıladım, fabrikaya gittik. Onlar dolaştılar, üretime, ürünlere baktılar, en nihayetinde masaya oturdular ve görüşme başladı. Ben konu ile hiç alakam olmadığını, fabrika direkt satış yapacak diye düşünüyorum. Açıkçası klima ile de uğraşmak istemiyorum, bilmediğimiz bir konu. Fabrika satış müdürü, "evet sipariş için ne düşünüyorsunuz" diye sordu. Müşterim "beğendim, alacağız ama bize satışları Hakan Bey yapacak, biz siparişleri ona geçeceğiz!!" demez mi ? İki yıl klimaları ben sattım. Klimanın fiyatını biliyorlar, benim ne kadar kâr ettiğimi biliyorlar. Bu konular hiç konuşulmadı. Üç yıl sonra oğlu ile yurtdışında bir fuarda karşılaştık ve o çok merak ettiğim olayın sebebini sordum. Aldığım cevap beni hem memnun etti hem de duygulandırdı "Bütün bunların cevabı bir restoran peçetesine yıllar önce çizdiğiniz bir resim. Babam o peçeteyi hâlâ ÖNEMLİLER dosyasında poşet içerisinde saklar." 

Geçen ay Samsun'da verdiğim bir eğitimde katılımcılardan bir firmanın Bosna'lı müşteriye ihracat yaptığını öğrendim. Biraz dertliler müşteriden, çünkü bilmedikleri bir ödeme yöntemi ile mal alıyorlarmış uzun zamandan beri. Adını sordum. Kabul Kredili Ödeme Yöntemi imiş. 

Dış ticarette kazancın sürekli ve sürdürülebilir olması esastır. O yüzden müşterilere ilk önce bu amaçla ticaret yaptığınızı göstermeniz gerekir. Yani eğer müşteri hakkımızda "bu tedarikçi benim üzerinden çok kazanacak, beni kullanacak" hissine kapıldıysa bir iki sevkiyat sonrasında o iş mutlaka biter. 

Bir diğer önemli husus ise müşterinin ortak olarak görülmesi konusu. Amaç kâr pastasından daha fazla pay almak değil, bu pastanın büyütülmesi ve adil paylaşılması olmalı. 

Türk ihracatçıların, özellikle üretici ihracatçıların, yaptığı çok büyük bir hata var: Hata bayiilik dediğimiz yapıya çok bel bağlamamız ve "bayiiniz olmak istiyoruz" diye gelen firmalara neredeyse fabrikanın anahtarını teslim etmeyle başlıyor. Hiç sorgusuz sualsiz bayiilik veriyoruz. Sonuç ne oluyor "0". Sebep? Çünkü ne teminat, ne taahhüt, ne sözleşme ne de satış kotası verilmiş. Peki firma ne yapıyor? Başka bir firmaya daha bayiilik veriyor. Bunu üçüncü dördüncü bayiiler takip ediyor. Hepsi aynı ülkede, bazen aynı şehirde. Güveni sarsan taraf elbette ortada ama esas sorun bu yapılanın yeni müşterilere sanki bir maharetmiş gibi anlatılması. "Bizim yurtdışı ağımız çok geniştir. Lübnan'da dört bayiimiz var!!!" 

Türkiye'nin son dönemde gerçekleştirdiği dış ticaret politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Türkiye'nin dış ticareti yönetilmiyor. Bakın ben 1987 yılından beri dış ticaretin içindeyim. Dış ticaretimizi son 10 yıldır gördüğüm kadar başıboş görmedim. Hedefi olmayan, stratejisi olmayan hatta daha acısı kimin yönettiği belli olmayan bir fonksiyon haline geldi. 2011 yılında 2023 yılı hedefi belirlendi, ki bu hedefin hangi ön görüsüz beyinden çıktığı bilinmez, rakam ihracat için 500 milyar, ithalat 650 milyar ABD doları. O dönemde dış ticareti bilen hangi ekonomiste sorsanız bunun imkânsız olduğunu söylerdi. İki gün önceki Milliyet Gazetesinde Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi bu hedefi gerçekleştirmenin mümkün olmadığını ancak ihracatta belki 300 milyar ABD dolarının yakalanabileceği yönünde bir demeci yer aldı. Açıkçası benim tahminim 225-250 milyar. Şunu söylemek istiyorum: Doğru hedef koyamadığınız sürece belirlediğiniz stratejilerin bir anlamı olmaz ki. Yılını tam hatırlayamayacağım, dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan Ocak ayı ortasında yıl sonu ihracat hedefini 185 milyar ABD doları olarak duyurdu. Bir ay geçmeden Şubat ayı başında verdiği demeçte yıl sonu hedefini 165 milyara revize ettiklerini bildirdi! Ne oldu bu 30 gün içinde? Ocak ayı ihracat rakamları düşük geldi. İşte biz hedefleri böyle koyuyoruz. Açıkçası bilmiyoruz hedef koymayı. Nereye gideceğini bilmiyorsan hangi yolu takip ettiğinin de bir anlamı olmuyor. Zaten şu an yaşadığımız tam anlamıyla bu: Bir yetkili çıkıyor "Güney Amerika ihracatta hedef bölgemiz" diyor. Altı ay sonra başkası çıkıyor "Avrupa bizim en fazla ihracat yaptığımız bölge oradan şaşmayalım" diyor. 

Bakın bu gün Türkiye'nin ihracatını geliştirmek için uyguladığı tek program URGE Projeleri'dir. Ben bugüne kadar 7 URGE projesinde eğitmen ve danışman olarak görev aldım. Size bir sahne canlandırmak istiyorum: 23 firma ile yurtdışında "karşılıklı görüşmelerdeyiz". Ben firmalara hem danışmanlık hem de ihtiyaç duyanlara tercümanlık yapıyorum. Bir firma ile görüşüyoruz, yanımda Türk tedarikçi var. Şartlar, fiyatlar, diğer detayları konuşuyoruz. Başımda iki kişi daha bekliyor. Kim bu arkadaşlar? Aynı URGE ekibindeki aynı sektörden, esasen rakipler. Biz masadan kalkıyoruz, onlar oturuyor. URGE ekipleri birbirini tamamlayan sektörden katılımcılar ile oluşturulmazsa ne yazık ki faydalı çalışmalar değil. 20 tane kuruyemişçinin, gelinlikçinin, ayakkabıcının aynı URGE projesinde yer almasının Türkiye'nin ihracatına hiçbir faydası olmaz. URGE kelimesinin açılımı uluslararası rekabetin geliştirilmesidir. Ancak, biz URGE çatısı altında kendimizle rekabet etmekten uluslararası rekabete fırsat bulamıyoruz. 

Sözün özü, Türkiye'nin dış ticaretininin öncelikle bir yönetim sistemine hatta lidere ihtiyacı var. Hedefleri belli değil. Kısa, orta ve uzun dönemde neler yapılacak? Bu hedefleri gerçekleştirmek için hangi adımlar atılacak? Kim atacak? Önce bunların belirlenmesi lazım. 

Türkiye'nin yakın gelecekteki hamleleri nasıl olmalıdır? 

İlk sorunuzda size dünya dış ticaret rakamlarını aktardım. Dünya ticareti değer anlamında durdu, artmıyor. Son yılda düştü. Düşüş devam edebilir. Türkiye'nin ihracatı 2014-2015 arası 157 milyardan 143'e geriledi. ilk 5 ay itibariyle düşüşe devam ediyor. 140 milyar ABD dolarının altında gerçekleşme ihtimali yüksek. Ülkemizin dünya ticaretindeki gelişmelerden bu derece çabuk ve fazla etkileniyor olmasının başlıca sebebi öncelikle ihracatımızın %48'e yakın kısmının Gümrük Birliği anlaşmasından dolayı dünyanın en büyük pazarı olarak kabul edilen AB'ye yapılıyor olması. İhracattaki düşüşü öncelikle bu şekilde yorumlamamız gerekiyor. Hatta belki hatırlarsınız 2008-2009 kriz döneminde Türkiye'de iki sektör (otomotiv ve tekstil) AB'de yaşanan krize bağlı olarak batma noktasına gelmişti. Hükümet bir dizi önlem almak zorunda kalmıştı. 

Bu sebeple, kısa dönemde, yani 5-10 yıllık süreçte dış ticaretimizin dünya ticaretindeki gelişmelere paralel olarak yön bulacağı kanısındayım. Diğer yandan unutmamamız gereken çok önemli bir konu var. Bilindiği gibi Türkiye Gümrük Birliğinin aktif bir üyesi. Ürün ve hizmetler bazında Gümrük Birliği serbest dolaşımına tabiyiz ve kurallarına uyuyoruz. Bu nedenle yaratılacak politikaların ve takip edilecek stratejilerin bu çerçevede şekillendirilmesi gerekiyor. Diğer yandan ticaret ilişkilerle kurulan, gelişen ve idame ettirilen bir olgu. Türkiye'nin komşuları ile, en fazla ihracat yaptığı ülkelerle olan ekonomik ve özellikle siyasi ilişkilerine çok dikkat etmesi gerekiyor. Ne yazık ki Türkiye'nin son 10 yıl içerisinde uluslararası siyasette takip ettiği stratejinin dış ticaretimize olumlu etki sağladığı söylenemez. Belki kısa vadede atılması gereken en önemli adım yapılan bu hataların düzeltilmesi olur. 

Peki dış ticaret dinamikleri içerisinde hangi adımlar atılabilir? 

a. Ben Irak'ın Türk ihracatı önünde ciddi bir engel olduğunu düşünüyorum. Sırtını Irak'a dayamış ihracatçılarımızın bu ülke dışında başka pazarlar aramaması, "zaten orada yeterince satışım var" diyerek rahat davranması, bu ülkede yaşanan en ufak bir krizde dış ticaretimizi ciddi olarak sekteye uğratmakta. Örneklerini geçmişte üç, dört kez yaşadık. İşletmelerin Irak dışında farklı pazarlara yönelmeleri şart. 

b. "İç piyasa daraldı, rekabet fazla" diye ihracata yönelinmez. İhracata yönelmenin ana sebebi büyüme ve kapasite arttırım hedefi olmalıdır. Mesela bu dönemde firmaların pek çoğu ihracat yapmak istiyor. Sebep ne? İç piyasa daraldı. Dış piyasa da öyle! Ülkenin dış ticaret yönetimi ihracatı bir şirket politikası haline getirmeli ve her şirketin ihracat/ithalat performansı ölçülmeli. Her firma gerek yurtiçi gerek yurtdışı satış, yatırım, enerji vs desteklerinden aynı oranda yararlandırılmamalı. Özellikle ihracat performası bu oranlamada belirleyici olmalı. 

c. Ülkenin bir dış ticaret politikası olmalı. Ne yazık ki Türkiye bir dış ticaret oyuncusu değil. Çin 2013 yılında Mısır'a Çin mallarını ithal etmesi kaydıyla 30 milyar ABD doları hibe verdi. Bizim dış ticarette en fazla ses getirdiğimiz nokta maalesef anti-damping soruşturmaları. Dünyada Rusya'dan sonra hakkında en fazla anti-damping soruşturması açılmış ikinci ülkeyiz. Makarna konusunda İtalya'da dahi hakkımızda anti-damping soruşturması açıldı. En son davamız AB genelinde demir çelik ürünlerinde. 

d. İhracat ve ithalat için hedef ürünler ve ülkeler belirlenmeli. Bunlar üzerinde özel stratejiler geliştirilmeli. Dış ticarette iki üç yıla bir hedef pazar değiştirilmez. Siyasi kargaşadan uzak, komşuları ile sorunu olmayan ve milli geliri düzenli bir şekilde yükselen, net ithalatçı ülkeler en başta hedef pazarlar olarak tespit edilmeli ve hedef pazarların talepleri doğrultusunda hareket edilmeli. Ürettiğimi satarım yaklaşımından ziyade Pazar neyi istiyor ona çalışalım mantığı benimsenmeli. 

e. Diğer yandan dünyada dış ticareti en fazla gelişen ürünler tespit edilerek bu ürünlerin üretimi ve dış ticareti için politikalar geliştirilmeli. Bu sektörlere yatırım ayrıca desteklenmeli. 

f. Türk Cumhuriyetleri ile ticarete önem verilmeli. Bu ülkelerde yaklaşık 100 milyon nüfus var. Her biri ayrı ayrı ciddi hammadde kaynağı. Gümrük Birliğinin kuralları çerçevesinde bu ülkeler ile özel iş birliği anlaşmaları kapsamında ticaret geliştirilmeli. 

g. Dünyada 24 ülke tüm dış ticaret verilerini açmış durumda. Anlamı, hangi firma hangi firmaya ne sattı, ne kadar sattı, hatta kaçtan sattı? Bu bilgiler artık ücretsiz olarak herkese açık. Örneğin Amerika'ya ihracat yapan Türk şirketlerinin tüm ihracat verilerine ulaşılabiliyor. Amerika bu bilgileri paylaşıyor. İngiltere, Japonya, Güney Amerika -Brezilya hariç-, Hindistan vesaire. Türk ihracatçısı bu verileri kullanmıyor. Bu veriler belki Ekonomi Bakanlığı tarafından tasnif edilip düzenli ve sistemli bir şekilde ihracatçıların kullanımına sunulabilir. 

h. Ticari Ateşeliklerimize çok ciddi bir şekilde çeki düzen verilmesi gerekiyor. İhracatçıya on yıl öncesinin telefon ve faks numarası veren bir ateşeliğin o ülkede mevcudiyeti gereksiz bence. Ayrıca ateşeliklerin görevinin bir telefon rehberinden daha fazla olduğu düşüncesindeyim. 

Zaman ayırıp görüşlerinizi bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederiz.

Polonya Pazarına Bir Bakış Denemesi
Üniversite: Bir Dekan Anlatıyor

İlgili Yazılar

 

Yorumlar (5)

  1. Özkan Özkaya

Ufuk açıcı, sadce dış ticaret değil her türlü ticaretin ipuçlarını veren bir mülakat olmuş. Bayilik konusunda söylenen sözlere katılmamak ne mümkün. Ana firma, üretici firma bir yerde bir kaç kişiye mal vermekle çoğu kez bayi ağını...

Ufuk açıcı, sadce dış ticaret değil her türlü ticaretin ipuçlarını veren bir mülakat olmuş. Bayilik konusunda söylenen sözlere katılmamak ne mümkün. Ana firma, üretici firma bir yerde bir kaç kişiye mal vermekle çoğu kez bayi ağını genişlettiğini sanmaktadır. Kendi belki malını satmakta ama bu arada bayinin de canı çıkmaktadır. Kendim ticaret sırasında benzer olayları yaşadım. Üretici firmaların, dağıtıcıların her yere mal vermasine her zaman karşı olmuşumdur. Güzel bir yazı. Teşekkürler. Elinize dilinize sağlık..

Devamını oku
  Ek Dosyaları
 
  1. Zafer Yılmaz    Özkan Özkaya

Değerli yorumunuz için teşekkürler, Özkan Bey. Bahsettiğiniz nokta ile ilgili olarak, size aynen katılıyorum. Bu tarz ilkesiz, kurnazca ve herkesin kaybedip sadece ama sadece kendisinin kazanacağı hayaliyle iş yapanların da başarılı olduğunu...

Değerli yorumunuz için teşekkürler, Özkan Bey. Bahsettiğiniz nokta ile ilgili olarak, size aynen katılıyorum. Bu tarz ilkesiz, kurnazca ve herkesin kaybedip sadece ama sadece kendisinin kazanacağı hayaliyle iş yapanların da başarılı olduğunu görmedim. İhracat konusunda bugün ağlayan firmaların hemen hepsi kendi ektiklerini biçiyorlar.

Devamını oku
  Ek Dosyaları
 
  1. Arzu BEL

Tesekkurler bu guzel roportaj icin.
"İç piyasa daraldı, rekabet fazla" diye ihracata yönelinmez.
Ben Fransa'da çalisitigim sirkette de ayni mentaliteyle yasiyorum. Bu da ayri ilginç.

  Ek Dosyaları
 
  1. Zafer Yılmaz    Arzu BEL

İlginiz için size de teşekkürler, Arzu Hanım.

  Ek Dosyaları
 
  1. Fikret Ağazade

Yeni başlamak isteyenlere çok güzel bilgiler verilmiş. Teşekkürler.

  Ek Dosyaları
 
Henüz buraya yapılmış bir yorum yok

Yorum yapın

Konuk olarak yorum yapılıyor. Hesap açın ya da var olan hesabınızla oturum açın.
Ek Dosyaları (0 / 3)
Konumunuzu Paylaşın
Telif Hakkı © 2014-2019 Dış Ticaret Net. Tüm hakları saklıdır. Tasarım ve Geliştirme: ZY
Cron Job Starts