İhracat Bir Takım Oyunudur

İhracat Bir Takım Oyunudur

Hep söylerim, ihracat bir takım oyunudur, diye. Dünya pazarında her ülke bir takım gibidir ve bu oyunda takım olarak kazanır veya takım olarak kaybedersiniz.

Sizin sektörünüzden bir rakibinizin bir dış pazara giriş yaptığını ve orada harika sonuçlar aldığını varsayalım (Elbette ürün ve hizmet kalitesinin bir sonucu olan müşteri memnuniyeti, sürdürülebilirlik gibi ölçütleri baz alarak konuşuyorum. Kimi firma yöneticilerinin düşündüğü gibi sadece kâr etmek her zaman için başarı anlamına gelmeyebiliyor.) veya bu rakibinizin kaliteli ve yenilikçi ürünlerle dış pazarlarda ses getirdiğini düşünelim. Normalde rakibinizin başarısına sevinir misiniz? Muhtemelen hayır. Fakat ihracat işinde bu, sevinç çığlıkları atmasanız da, mutlu olmanız gereken bir durumdur. Çünkü o Türk firmasının başarısı o pazarda ülkemizin marka algısına olumlu katkıları olacak ve bir Türk firması olarak bu durum size de olumlu yansıyacaktır. O firmanın yarattığı güçlü marka algısından siz de nasipleneceksiniz. Bu yüzden sonradan gelenlerin başarılı öncülere her zaman için müteşekkir olması gerekir aslında. Bu durumun tam tersi de söz konusu olur. Bir Türk firması kötü ürün ve hizmetleriyle dış pazarlarda Türkiye'nin ülke olarak markasını zedeleyebilir ve bu sonradan gelenler için aşılması güç bir duvar halini alır.

Geçenlerde bir mobilya üreticisiyle sohbet ediyordum. İtalyan firmalar kadar kaliteli üretim yapsalar bile İtalyanlar gibi ürünlerine yüksek fiyatlandırma yapamadıklarından yakınıyordu. Örneğin, bir İtalyan markasının 30 bin dolara sattığı bir ürüne, Türk markasının zayıf algılanmasından dolayı, 15 bin dolar ancak fiyat koyabiliyorlarmış. Ürünün benzer veya aynı kalitede olması gerçeği bunu değiştirmiyor. İtalyan malının marka değeri Türk markasına nazaran daha güçlü algılanıyor. Ürün aynı ayarda bile olsa müşteri İtalyan markaya biçtiği bedelin aynısını vermek istemiyor.

ulke-markasi.png

Tabi bazı gerçekleri ıskalamamak lazım. Gerçekten de tekstil, mobilya gibi tasarıma dayalı ürünlerde İtalyanların işlerini ben de çok beğeniyorum. İtalyan deyince hep şık tasarımlar aklıma geliyor. Bunun sadece bir algı yanılması olduğunu düşünmüyorum. Bu algıyı, yani güçlü marka imajlarını hakederek kazandıklarını düşünüyorum, tıpkı Almanlar gibi. Alman malı deyince kimse kaliteden şüphe etmez herhalde. Bu bir yanılsama mıdır peki? Bu güne kadar beni hayal kırıklığına uğratan bir Alman ürünü hatırlamıyorum. Almanlar'ın da, İtalyanların da bu güçlü ülke markası imajlarını hak ederek kazandıklarını düşünmek için haklı sebepler var. Sıkı kalite standartları, ilerleme disiplini, tasarım tutkusu bu ülkeleri bu oyunda en üst sıralara koymuştur.

Ülke markamızın dünya pazarlarında güçlü bir algısı olabilmesi için takımdaki herkese görev düşüyor şüphesiz ama en büyük görev de bu takımın içerisinde yer alan (onu bir çeşit teknik direktör olarak düşünebiliriz) ve kamu kaynaklarını yöneten hükümete düşüyor. Herşeyden önce hükümetin bunu sadece bir PR meselesi gibi görmemesi lazım. Gelişmiş kalite standartlarına sahip, yenilikçi, insana ve doğaya saygılı üretim konusunda şirketleri teşvik etmeli ve gerekiyorsa zorlamalıdır. İthalata getirilen ek vergilerle bazı sektör veya sektör aktörlerini koruyucu uygulamalar hiçbir şeye çözüm olmayacağı gibi tüm ekonomik sistemimiz için de bir tehdit haline dönüşebilir. Korumacı tedbirlere yaslanmak sadece başı kuma gömmektir.

Hükümete büyük görev düşen başka bir konu daha var. Bu konu da siyaseten barışçıl ve medeni bir ülke olma gerekliliğidir. Türkiye seyahati sırasında kaybolan, öldürülen insanların, tecavüze uğrayan kadınların haberleri gerçekten çok utandırıcıdır. Hükümetin komşu ve diğer ülkelerle güttüğü kavgacı siyaset, ülke içindeki muhalefete yönelik otoriter uygulamalar, yaşanan çatışmalar ve benzeri tüm bu tatsızlıklar bizim dünyadaki imajımızı çok fena lekeliyor. Biz ihracatçılar için bu kötü imajla başetmek bazen hiç kolay olmuyor.

Ne yazık ki bu sadece imajla alakalı bir konu da değil. Keşke barışçıl ve medeni bir toplum olsaydık ve tüm dünya bizi kötü bilseydi. İşte o zaman gerçekten bir imaj problemimiz olmuş olurdu ve PR kampanyaları ile bu işi kolayca çözebilirdik.

Öne Geçmek İçin Tasarımın Gücünü Kullanın
Ne İş Yapmalı?

İlgili Yazılar

 

Yorumlar (2)

  1. Özkan Özkaya

Marka olmak uzun soluklu bir maratonda yarışmak gibidir. Markalaşırken bireysel hareketten ziyade sizin de belirttiğiniz gibi ülke firmalarının topyekün belli standartlarda ürünlerle piyasaya girmesi gerekmektedir. Yoksa neticesi ters teper. Ve...

Marka olmak uzun soluklu bir maratonda yarışmak gibidir. Markalaşırken bireysel hareketten ziyade sizin de belirttiğiniz gibi ülke firmalarının topyekün belli standartlarda ürünlerle piyasaya girmesi gerekmektedir. Yoksa neticesi ters teper. Ve her zaman ilk imaj önemlidir. Siz nasıl algılanırsanız öyle devam edip gider. Bu noktada başta siyasi karar alıcılar olmak üzere iş dünyası birlikte hareket etmeli, bazı standartları ortaya koymalıdır. Bu açıdan Turqualty olumlu ve güzel bir çalışma...
Bu güzel yazı için teşekkürler.

Devamını oku
  Ek Dosyaları
  Yorum son olarak 2 yıl kadar önce zamanında Özkan Özkaya tarafından düzenlendi Özkan Özkaya
  1. Zafer Yılmaz    Özkan Özkaya

Yorum yaparak düşüncelerinizi paylaştığınız için size de teşekkürler, Özkan Bey.

  Ek Dosyaları
 
Henüz buraya yapılmış bir yorum yok

Yorum yapın

Konuk olarak yorum yapılıyor. Hesap açın ya da var olan hesabınızla oturum açın.
Ek Dosyaları (0 / 3)
Konumunuzu Paylaşın
Telif Hakkı © 2014-2019 Dış Ticaret Net. Tüm hakları saklıdır. Tasarım ve Geliştirme: Storybey
Cron Job Starts