Notlar

Statistics
  • 8 Notes
1. Gümrükler 2. Kotalar 3. Kambiyo sınırlamaları 4. Boykotlar 5. Yüksek vergiler 6. Diğer engeller
Geçen gün Amerika'dan bir misafirle birlikteydim. Bir Türkün Amerika'da iş partnerince kazıklandığına dair hikayeye şöyle bir yorum yaptı: "Pek inandırıcı gelmiyor. Amerika'da birlikte iş yapan insanların birbirini kandırması çok nadir görünen bir olaydır. Çünkü orada kazan kazan mantığı vardır.... Geçen gün Amerika'dan bir misafirle birlikteydim. Bir Türkün Amerika'da iş partnerince kazıklandığına dair hikayeye şöyle bir yorum yaptı: "Pek inandırıcı gelmiyor. Amerika'da birlikte iş yapan insanların birbirini kandırması çok nadir görünen bir olaydır. Çünkü orada kazan kazan mantığı vardır. Bir işbirliğinden her iki taraf da kazanır."
- Bir sunumda Serdar Kuzuloğlu şöyle bir şey demişti "Trafikte birbirine yol vermeyen bir millet affiliate marketing yapamaz." Doğrudur, çünkü affiliate marketing denilen şey kazan-kazan mantığına dayanır. Başkasının ürününü satarsın ve bu satışından kar alırsın. Türkçesiyle kar ortaklığıdır... - Bir sunumda Serdar Kuzuloğlu şöyle bir şey demişti "Trafikte birbirine yol vermeyen bir millet affiliate marketing yapamaz." Doğrudur, çünkü affiliate marketing denilen şey kazan-kazan mantığına dayanır. Başkasının ürününü satarsın ve bu satışından kar alırsın. Türkçesiyle kar ortaklığıdır affiliate marketing ve her iki taraf için de kazançlı bir işbirliğidir. Ama bizde "kazan-kazan" yerine "hep ben kazanayım-karşı taraf kaybetsin" mentalitesi olduğu için bu affiliate marketing ülkemizde ölü doğmuş bir pazarlama yöntemi olarak kaldı. - Ticaretteki aracıları da sevmeyiz. Halbuki aracılar ticareti yaratan, fırsatları ayağınıza getiren kişilerdir. - Ağırlamalar, yalancı misafirperverlikler hep bir çıkar beklentisine dayanır. Eğer bir çıkar beklentisi yoksa asgari nezaket kurallarına bile uyulmaz. - Güçlüysen (para+çevre+makam varsa) her haltı yiyebilirsin. - Başarılı olmak eşittir çok para kazanmaktır. Nasıl kazandığının bir önemi yok.
Belli etkiler belli tepkileri doğurur. Fizikte olduğu gibi psikolojide de bunun kuralları vardır. Mesela size gülümsersem çok muhtemeldir ki siz de bana aynı karşılığı verirsiniz. Negatif bir örnekle, size nefret duyguları yöneltirsem siz de aynı duygularla bir TEPKİ verirsiniz. Belli etkilerin... Belli etkiler belli tepkileri doğurur. Fizikte olduğu gibi psikolojide de bunun kuralları vardır. Mesela size gülümsersem çok muhtemeldir ki siz de bana aynı karşılığı verirsiniz. Negatif bir örnekle, size nefret duyguları yöneltirsem siz de aynı duygularla bir TEPKİ verirsiniz. Belli etkilerin belli tepkiler yaratmasına izin verirsiniz. Bu tepkisel davranan, reaktif insanın halidir. Bir de proaktif olmak vardır. Bunu Stephan Covey üstat kitabında çok güzel açıklar. Proaktif insan belirli etkilere maruz kaldığında kendini otomatik ve bilinçsiz tepkiler verme (ki bir kölelik halidir bu aslında) zorunluluğundan özgürleştirir. Muhatabından aldığı etkiyi, kendi vereceği tepkiyi, bunun iletişimi nereye götüreceğini, vs değerlendirir ve bir seçim yapar. Proaktif insan muhatabı ona somurttu diye o da otomatik bir somurtma tepkisi vermez. Atıyorum "Acaba muhatabımın günü kötü mü geçti?" "Ben bu durumu nasıl düzeltebilirim?" diye düşünebilir mesela. Bir seçim yapar. Proaktif insan tepki değil, bilinçli değerlendirmeye ve seçime dayanan bir eylem üretir.
Çalıştığı şirketten övgüyle bahseden kişilere çok nadiren rastlıyorum. Türkiye'deki iş piyasası geçici ilişkiler üzerine kurulu. Boşanma planları ile evlilik yapmak gibi. İlginç bir şekilde, işverenlerin çoğu bu durumu umursamıyor, bir problem olarak görmüyor.
Kendime Notlar -2008 sonrası ekonomiyi canlandırmak için uygulanan parasal genişleme döneminde ucuzlayan dolar, genişlemenin bitmesi ile yükseliş trendine geçti. -Petrolde arz fazlası oluştu. -Petrol fiyatları düştü. -Bu durum petrolle geçinen ülkeleri zora soktu. Ekonomileri daraldı. -Petrol... Kendime Notlar -2008 sonrası ekonomiyi canlandırmak için uygulanan parasal genişleme döneminde ucuzlayan dolar, genişlemenin bitmesi ile yükseliş trendine geçti. -Petrolde arz fazlası oluştu. -Petrol fiyatları düştü. -Bu durum petrolle geçinen ülkeleri zora soktu. Ekonomileri daraldı. -Petrol gelirine dayalı ekonomilere mal satan ülkelerin ihracat oranları düştü. Dolayısıyla üretim düştü ve ekonomi daraldı. -Pahalı ve yükseliş trendindeki dolar hem ihracatı hem ithalatı yavaşlattı. -Fed'in faiz arttırımı yapacağı beklentisi ile dolarlar yavaş yavaş ana vatanına uçtu.
Makro düzeydeki "ülkeyi kurtarma" konuşmalarından hiç hoşlanmam. Daha kendi ufak sorunlarını çözemeyen insanların ülke ve dünya konuları hakkında cesurca muhabbet etmelerini de anlamış değilim. İşte orda burda böyle bir muhabbetin içine düştüğümde halen rastladığım bir klişe laf vardır. "Almanya... Makro düzeydeki "ülkeyi kurtarma" konuşmalarından hiç hoşlanmam. Daha kendi ufak sorunlarını çözemeyen insanların ülke ve dünya konuları hakkında cesurca muhabbet etmelerini de anlamış değilim. İşte orda burda böyle bir muhabbetin içine düştüğümde halen rastladığım bir klişe laf vardır. "Almanya 2.Dünya Savaşı'na girdi. Yenik çıktı. Ama buna rağmen savaş sonrası yine bir güç olarak doğdu. Biz ise savaşa girmedik ama yine dünya politika ve ekonomisinde esamemiz okunmuyor." Yani laf diyor ki, savaşın yıkımını yaşamamış olmamıza rağmen, diğer milletlerin önüne geçmek adına bunu bir avantaj olarak kullanamadık. Birincisi, evet savaşlar yıkım ortamlarıdır ve iyi ki de böyle bir savaşın içine dahil olmamışız. Bununla birlikte, savaşların her ulusun kendini herşeyde daha üstün ilan ettiği veya öyle olmak için çok çalıştığı rekabetçi ortamlar olması dolayısıyla, yeniliklerin, icatların ve ilerlemelerin de olduğu dönemlerdir. Bu ilerleme sadece silah sanayiinde olmaz. Medikalden lojistiğe hemen her alanda gelişme yaşanır ve en önemlisi de savaşı kaybettiğiniz vakit bunları da kaybetmezsiniz (Silah fabrikalarınıza belli bir süre el konur tabii, o ayrı). Evet, Almanya savaşı kaybetti ama kaybeden Alman ordusu idi, Alman kültür ve medeniyeti değil. Almanya savaşı kaybetti ama sahip oldukları bilim, kültür ve medeniyet, çalışma ahlakları, bunlar yok olmadı. Düşerken sahip oldukları entellektüel sermaye kalkarken de yanlarındaydı. Bir Latin atasözünün "A wise man takes everything he owns with himself" dediği gibi, bilgelik onların gerçek servetiydi. Şimdi bizde bir yerli otomobil muhabbetidir dönüyor. "Ben yaparım!" deyip bu işin şarlatanlığına soyunanlar da var. Burada yine anlaşılmayan nokta bu işin parayla falan değil öncelikle entelletüel sermaye/birikim ile olacağıdır. Bizde var mı böyle bir entellektüel sermaye? Birçok sektörden Türk üreticisi Avrupa'da bir fuara katılacağı vakit 100 ürünü varsa katalogunda ancak 20sini götürebiliyor o fuara. Neden? Çünkü üzerinde başkasının entellektüel haklarının olduğu (yani başkası adına patentli) ürünleri Avrupa'da sergileyemezsiniz. Standınızı polislerler ve kameralarla basarlar, ürünlerinizi toplatır ve hakkınızda yasal işlem başlatırlar. Bazı gerçekleri kabul ederek işe başlamak lazım. Rönesans, matbaa, reform, sanayi devrimi gibi gelişmeleri bugün de halen geçerli olan belli sebeplerden dolayı takip etmede asırlarca geç kalmışız. Global bir internet şirketimizin olmadığını düşünürsek internet devrimini de erkenden öngörememişiz. Yeşil enerji konusunda ne yapıyoruz, bilen beri gelsin lütfen. Sonuç olarak, değil ülkeyi dünyayı bile kurtarıyor olsak, gerçeklere ve mantığa saygısızlık etmeden konuşmayı tercih etmeli her zaman. Şunu da şuraya not düşelim: https://www.sabah.com.tr/otomobil/2012/05/22/tek-basina-turkiye-kadar-patent-aldi
Saçma sapan konuşmaların geçtiği bir meclisteyim. Çayımı içip hemen oradan kaçmak derdindeyim, ama çayı da sıcak içemediğimden mecburen bir müddet oturup etrafın konuşmalarını dinlemek zorunda kalıyorum. O an eski bir düşünce canlanıyor zihnimde tekrar. "İşte" diyorum "çevre ne kadar da önemli.... Saçma sapan konuşmaların geçtiği bir meclisteyim. Çayımı içip hemen oradan kaçmak derdindeyim, ama çayı da sıcak içemediğimden mecburen bir müddet oturup etrafın konuşmalarını dinlemek zorunda kalıyorum. O an eski bir düşünce canlanıyor zihnimde tekrar. "İşte" diyorum "çevre ne kadar da önemli. Bayağı bir çevrede bayağı şeyler dinlersin, bayağı şeyler yaşarsın ve bu seni hep aşağı çeker. Kaliteli bir çevrede ise güzel ve faydalı şeyler dinler ve kaliteli şeylere muhatap olursun ve bu seni her bakımdan yükseltir." Çevre yapmak bir nevi kader inşa etmektir. Buna rağmen önemi henüz yeterince iyi anlaşılamamıştır.
Zafer Yılmaz kullanıcısının şu anda bir notu yok
Unable to load tooltip content.
Telif Hakkı © 2014-2019 Dış Ticaret Net. Tüm hakları saklıdır. Tasarım ve Geliştirme: Storybey
Cron Job Starts